(Kur’an’da ziynet kavramını anlatmaya devam ediyoruz)
Dünya her ne kadar çekiciliği, görkemi, süsü ve varlığı yönünden albenili olsa da fanidir, geçicidir.
Bugün insanların hoşuna giden, onları neşeli eden, hem de gururlandıran ziynetler (süsler), ya sahipleri doğrulusunda terkedilecek, veyahut bir sebeple kararacak, solacak, çer çöp olacaktır.
Yeryüzünün süsünü takınması bir âyette hem zuhruf (göz alıcı görkem) kelimesiyle, hatta ziynet sözcüğünün fiil hâli “ezzeyyene” ile anlatılıyor.
Tanrı (cc) şu şekilde diyor: “Ey kişiler biliniz ki dünya yaşamı sizin için peşin bir şeydir.
Kendisinden biraz faydalandığınız oyun ve oyalanmadan farklı bişideğildir.
Süsüyle ziynetlendiğiniz, birbirinize karşı övündüğünüz geçici, değersiz bir meta’dır.” (Taberî, İbni Cerir.
Câmiu’l-Beyân, 11/684)
Dünya yaşamı yerden çıkıp artan, güzelleşen, ziynet gibi olan, fakatnihayetinde çer çöpe dönen bitkiye benzer.
Çiftçilerin, bahçıvanların hoşuna giden bu güzellikler sebep sararıp solarsa, dünya yaşamı da tüm zenginliğine, gösterişine, süsüne karşıngeçicidir.
İnsan ömrü de bu tür değil midir? Bebek doğar, çocuk gerçekleşir, delikanlı gerçekleşir, anne babayı sevindirir.
Sonra yetişkin yaşa varır, efor kazanır, belki makam ve servet sahibigerçekleşir, belki bunlarla başkalarına hükmetmeye yeltenir.
Ama nihayetinde yaşlanır, kuvvetten düşer, veyahut hastalanır, çer çöpe dönüşür.
Kurur gider.
İşte hiç bitmeyecek zannedilen dünya yaşamı da böyledir.
(Ateş, Süleyman.
Yüce Kur’an’ın Modern Tefsiri, 9/272)
Âyet dünya yaşantısının güzelliğini, hoşa giden tarafını “ziynet” sözcüğüile, yaşam gerçeğini de “ekin” misali ile anlatıyor.
Ancak burada “ziynet”in negatif bir mana taşıdığı, doğal ve cazibeli bir güzellikten defa, kişiyi aldatan, bir manada gözünü boyayan, seraba benzer bir süse işaret ettiği anlaşılıyor.
Arkasından da zımnen; “ey kişiler, işte dünyanın bu süsüne (ziyentine) aldanmayın” tecrübe ediyor.
Dünyadaki yaşam ölümden ileri yaşam hesaba katılmadan tek doğrultulubakınca ehemmiyetli gibi görünür.
Ancak öteki dünya yönünden bakıldığında ehemmiyetsiz ve değersizbulunduğu anlaşılır.
Bu bakımdan o çocuk oyununa, oyalanmaya benzetiliyor.
Dünyada ciddi ve oldukça önemli sanılan olayların arkasınde ölümsüzrealite var: Fani olmak.
Tıpkı çiftçilerin yüzünü güldüren bol yağmurun bitirdiği nebat örtüsünün solması, değişmesi, çöp olması gibi.
Hayat filmi adeta nihayetinde “çöpe dönmüş ot kırıntısı” olarak zona erer.
Âhiret ise bambaşkadır.
Orada adisyon, Allah’ın rızası ya da hak edene ceza, ebedi bir yaşambulunmaktadır.
Oradaki yaşam ekine benzemez ki bir süre ardından solsun, çöpe dönüşsün… Neticede bu dünya yaşamı aldatıcı, oyalayıcı, geçici ve yanıltıcı bir hazdan farklı bişi değildir.
Hakikate gönül vermiş kimseler bu gerçeği derhal kavrarlar.
Ancak Kur’an’ın emeli kişiyi dünyadan koparmak, onu ruhbanlığa çağrıetmek değildir.
Bilakis Kur’an kişiyi yaratılış emelini gerçekleştirebileceği şeye çağrıediyor.
Zira insanın bir yaratılış emeli bulunmaktadır.
Orada adisyon, Allah’ın rızası ya da hak edene ceza, ebedi bir yaşambulunmaktadır.
Oradaki yaşam ekine benzemez ki bir süre ardından solsun, çöpe dönüşsün… Neticede bu dünya yaşamı aldatıcı, oyalayıcı, geçici ve yanıltıcı bir hazdan farklı bişi değildir.
Hakikate gönül vermiş kimseler bu gerçeği derhal kavrarlar.
Ancak Kur’an’ın emeli kişiyi dünyadan koparmak, onu ruhbanlığa çağrıetmek değildir.
Bilakis Kur’an kişiyi yaratılış emelini gerçekleştirebileceği şeye çağrıediyor.
Zira insanın bir yaratılış emeli bulunmaktadır.
Birçok âyette belirtildiği gibi insanın yaratılış amacından tamamiylekopuk yaşayacağı bir dünya yaşamı manasını kaybetmiş, yanlızca biçimde kalmış kuru bir hayattır.
Yaratılış amacından sapmadan bu hayatınn gereklerine uymak esasenvahyin hedefidir.
Bu manada İslâmın dünya hayatından surat çevirmeyi emrettiği söylenemez.
Burada hem mü’minler, hatta inkârcılar uyarılıyor.
Bu dünyada yapılanlar, ne kadar önemsenirse önemsensin, ulu bir gayeye yönelik ya da öte dünya ile bağı yok ise değersizdir.
Tıpkı suyun yeşerttiği bitkilerin solması gibi cazibesini kaybeder, bir hiçdurumuna gelir.
Âyetteki örnekte dünya yaşamı yağmura benzetilmekle birlikte esasbenzetilen bitkidir.
Bitkinin burada belirti edilen evreleriyle insanın oyun, eğlenme, mal-mülk edinme ve çoluk-çocuğa karışma çağları arasında da bir benzerliksağlanabilir.
(Komisyon, Kur’an Yolu, 5/185-186)
“Bu âyet ruhbanlığı haklı çıkaracak tarzda anlaşılamaz.
Zira buna, arkadan gelen 27.
âyet engeldir.” (İslâmoğlu, Mustafa.
Hayat Kitabı Kur’an 2/1088)
Kur’an dünyadaki yaşamın geçici olduğunun altını çiziyor.
(Bak: Âli İmran 3/14-15.
Yûnus 10/24-25.
İbrahim 14/18.
Kehf 18/45-46.
Nûr 24/39 v.d.) Dünyada insanın hoşuna giden, onun gururunu okşayan, onu oyalayan şeyler, yarar ve lezzetler olsa da, gerçekte hepsi de değersiz,hudutlu ve aldatıcıdır.
Aklını kullanmayanlar bunlara aldanır, bunları ölümsüz zanneder; bu sebepten kulluk görevlerini suistimal eder, Âhirete hazırlanmayı birdoğrultu atar.
Âhiret hayatındaki yarar ve zararlar, ödüller ve cezalar, lezzetler ve acılar süresizdir.
Hele hele Tanrı rızasını ve mağfiretini hak edenler için ödüller daha fazla,henüz görkemli olacaktır.
Bu dünyada Allah’ı tanımayıp kulluk inşa etmeyi reddedenler orada nedevasa bir zararla karşılaşacaklarını bizaat görecekler.
Yaratılış amacından sapmadan bu hayatınn gereklerine uymak esasenvahyin hedefidir.
Bu manada İslâmın dünya hayatından surat çevirmeyi emrettiği söylenemez.
Burada hem mü’minler, hatta inkârcılar uyarılıyor.
Bu dünyada yapılanlar, ne kadar önemsenirse önemsensin, ulu bir gayeye yönelik ya da öte dünya ile bağı yok ise değersizdir.
Tıpkı suyun yeşerttiği bitkilerin solması gibi cazibesini kaybeder, bir hiçdurumuna gelir.
Âyetteki örnekte dünya yaşamı yağmura benzetilmekle birlikte esasbenzetilen bitkidir.
Bitkinin burada belirti edilen evreleriyle insanın oyun, eğlenme, mal-mülk edinme ve çoluk-çocuğa karışma çağları arasında da bir benzerliksağlanabilir.
(Komisyon, Kur’an Yolu, 5/185-186)
“Bu âyet ruhbanlığı haklı çıkaracak tarzda anlaşılamaz.
Zira buna, arkadan gelen 27.
âyet engeldir.” (İslâmoğlu, Mustafa.
Hayat Kitabı Kur’an 2/1088)
Kur’an dünyadaki yaşamın geçici olduğunun altını çiziyor.
(Bak: Âli İmran 3/14-15.
Yûnus 10/24-25.
İbrahim 14/18.
Kehf 18/45-46.
Nûr 24/39 v.d.) Dünyada insanın hoşuna giden, onun gururunu okşayan, onu oyalayan şeyler, yarar ve lezzetler olsa da, gerçekte hepsi de değersiz,hudutlu ve aldatıcıdır.
Aklını kullanmayanlar bunlara aldanır, bunları ölümsüz zanneder; bu sebepten kulluk görevlerini suistimal eder, Âhirete hazırlanmayı birdoğrultu atar.
Âhiret hayatındaki yarar ve zararlar, ödüller ve cezalar, lezzetler ve acılar süresizdir.
Hele hele Tanrı rızasını ve mağfiretini hak edenler için ödüller daha fazla,henüz görkemli olacaktır.
Bu dünyada Allah’ı tanımayıp kulluk inşa etmeyi reddedenler orada nedevasa bir zararla karşılaşacaklarını bizaat görecekler.
Başka bir deyişle “ey kişiler, dünyayı ve onun ziynetini (süslerini) talep etmeyiniz.
Zira onlar fanidir, zeval bulacaklardır.
Tıpkı Allah’ın yukarıda verilen nebat örneğinde bulunduğu gibi.
Buna rağmen baki olan Âhireti talep edin.
Bunun fakat da Allah’a itaat ile olacağını bilin.
İşte Rabbiniz sizi o bölgeye çağırıyor.
Ki orası Allah’ın kendisi dostları, kendini hakkıyla sevenler için hazırladığı Cennettir.
Oraya girenler keder ve elemden kurtulurlar.
Cennetlikler için hazırlanmış nimetlerin ve ikramların devam edeceğinden emindirler.
Allah (cc) dileyen için bu neticesi kazanmasının yolunu basitleştirir.
Bunu da kendisi rızasına ulaşmak isteyenlerin kabul ettiği İslâm ile yapar.
(Taberî, İbni Cerir.
Câmiu’l-Beyân, 6/548)
Daru’s-selâm Cennettir.
(Mukâtil b.
Süleyman, Tefsir, 2/89) Kim o bölgeye girebilirse, ölüm, hastalık, musibetler, hüzün, ğam, elem, yorgunluk gibi tüm âfetler kurtulur, esenliğe kavuşur.
Bazılarına göre o bölgeye “selâm yurdu” denilmesinin bir nedeni de Allah’ın ya da meleklerin cennetliklere selâm verecek olmasıdır.
Zira onlar fanidir, zeval bulacaklardır.
Tıpkı Allah’ın yukarıda verilen nebat örneğinde bulunduğu gibi.
Buna rağmen baki olan Âhireti talep edin.
Bunun fakat da Allah’a itaat ile olacağını bilin.
İşte Rabbiniz sizi o bölgeye çağırıyor.
Ki orası Allah’ın kendisi dostları, kendini hakkıyla sevenler için hazırladığı Cennettir.
Oraya girenler keder ve elemden kurtulurlar.
Cennetlikler için hazırlanmış nimetlerin ve ikramların devam edeceğinden emindirler.
Allah (cc) dileyen için bu neticesi kazanmasının yolunu basitleştirir.
Bunu da kendisi rızasına ulaşmak isteyenlerin kabul ettiği İslâm ile yapar.
(Taberî, İbni Cerir.
Câmiu’l-Beyân, 6/548)
Daru’s-selâm Cennettir.
(Mukâtil b.
Süleyman, Tefsir, 2/89) Kim o bölgeye girebilirse, ölüm, hastalık, musibetler, hüzün, ğam, elem, yorgunluk gibi tüm âfetler kurtulur, esenliğe kavuşur.
Bazılarına göre o bölgeye “selâm yurdu” denilmesinin bir nedeni de Allah’ın ya da meleklerin cennetliklere selâm verecek olmasıdır.

Yorum Gönder