Kur’an dünya yaşamını ve ona ilişkin olan şeyleri de “ziynet” sözcüğü ilebelirtiyor.
“Kur’an ile ilgili iftiracıların sözlerini kesecek ve ileri sürdükleri mazeretleri geçersiz kılacak şeklinde İslâmî davetin hakikat, Kur’an’ın birbaşarısı bulunduğu ile ilgili net delillerden ardından Tanrı (cc) iki âyette Kur’an’a uymayı engel olan psikolojik vaziyeti ve bunun şer (kötü) olduğunu izah ediyor.
“Kim yalnız dünya yaşamını ve onun ziynetini isterse, Biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz.
Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.
İşte onlar, kendileri için Âhirette ateşten farklı bişi olmayan kimselerdir.
(Dünyada) gerçekleştirdikleri şeyler, orada boşa gitmiştir.
“Kur’an ile ilgili iftiracıların sözlerini kesecek ve ileri sürdükleri mazeretleri geçersiz kılacak şeklinde İslâmî davetin hakikat, Kur’an’ın birbaşarısı bulunduğu ile ilgili net delillerden ardından Tanrı (cc) iki âyette Kur’an’a uymayı engel olan psikolojik vaziyeti ve bunun şer (kötü) olduğunu izah ediyor.
“Kim yalnız dünya yaşamını ve onun ziynetini isterse, Biz onlara yaptıklarının karşılığını orada tastamam öderiz.
Orada onlar bir eksikliğe uğratılmazlar.
İşte onlar, kendileri için Âhirette ateşten farklı bişi olmayan kimselerdir.
(Dünyada) gerçekleştirdikleri şeyler, orada boşa gitmiştir.
Başka bir deyişle kim iyi işler yaparak, bu yaptıklarıyla dünya yaşamınıisterse…
Bir evvelki pasajın devamı olan bu âyet düşük, değersiz dünya hayatındanfarklı yaşam tarif edmeyen, diğeri yaşamı işkâr eden kimselerin sözleriüstüne indiği belli olmaktadır.
Yalnızca şu “yakın hayat” ve onun süsü için çalışanlar inkârcılardır.
Âyetler inkârcıların bu tercihini kasdederken sosyolojik bir gerçeğe de vurgu yapıyor: O da herkes çalışmasının karşılığını alır.
(Ateş, Süleymen.
Yüce Kur’an’ın Modern Tefsiri, 4/300)
“Bu genel ifade, henüz evvelki âyetlerde dile gelen konun bir devamıdır.
Kâfirlerin Kur'anî daveti reddetmelerinin gerekçesi olarak ileri sürdükleri batıl iddialara karşı söylenmiştir.
Bu âyet Kur'an'ı reddetmiş (ve şimdi de reddetmekte) olanların genelliklebu dünyaya ve zevklerine tapanlar olduğunu vurgulamaktadır.
Bir evvelki pasajın devamı olan bu âyet düşük, değersiz dünya hayatındanfarklı yaşam tarif edmeyen, diğeri yaşamı işkâr eden kimselerin sözleriüstüne indiği belli olmaktadır.
Yalnızca şu “yakın hayat” ve onun süsü için çalışanlar inkârcılardır.
Âyetler inkârcıların bu tercihini kasdederken sosyolojik bir gerçeğe de vurgu yapıyor: O da herkes çalışmasının karşılığını alır.
(Ateş, Süleymen.
Yüce Kur’an’ın Modern Tefsiri, 4/300)
“Bu genel ifade, henüz evvelki âyetlerde dile gelen konun bir devamıdır.
Kâfirlerin Kur'anî daveti reddetmelerinin gerekçesi olarak ileri sürdükleri batıl iddialara karşı söylenmiştir.
Bu âyet Kur'an'ı reddetmiş (ve şimdi de reddetmekte) olanların genelliklebu dünyaya ve zevklerine tapanlar olduğunu vurgulamaktadır.
“Kim dünya yaşamını ve onun ziynetini isterse…”
Dünyanın ziynetini sebep kavramak gerekiyor?
Dünya yaşamı derken kasdedilen nedir?
Bu üstünde yaşanan dünya mı, yok ise ebedi yaşama nisbetle geçici (fani) olan olan kısacık insan ömrü mü?
Bir defa âyette bulunduğu gibi Kur’an dünya yaşantısının nesine karşıkişileri uyarıyor?
Bu dünya yaşamını ve onun ziynetini istememek, onlardan temamensurat çevirmek midir? Zühd yaşamını seçenek midir?
Kur’an’ın “ziynet” dediği şeyler temel olarak kötü, zararı dokunabilecek, terkedilmesi gerken nesneler midir?
Yerilen dünya yaşamı hangisidir?
Bu suallere yanıt aramaya çalışalım.
“Dünya” sözü, henüz yakın, henüz makul manasındaki ‘ednâ’ kipinin dişil (müennes) şeklidir.
Dünya sözcüğünün ‘denâet’ kökünden yaklaştığını söyleyenler demeydana gelmiştir.
Buna göre ‘dünya’; kolay, iğreti, adi, hakir, alçaklık anlamlarına gelir.
Konumuz olan “dünya hayatı” kavramı “âhiret hayatı”nın karşılığı olarak, ‘hayatü’d-dünya-yakın hayat’ manasındadır.
Kur’an, üstünde hayat sürdüğümüz yer küresini, başka bir deyişle jeolojik anlamdaki dünyayı anlatmak emeliyle ‘arz-yer’ kelimesini kullanmıştır.
“Dünya” sözcüğünün, yeryüzünde yaşanan yaşamın basitliğini, değersizliğini, geçiciliğini söyleyen dinî ve ahlâkî bir manasıbulunmaktadır.
Kur’an, ‘dünya hayatı’ tabirini, yer küresi ile ilgili değil, bireyi Allah’tan uzaklaştıran, Âhireti geri tasarıda bıraktıran, iğreti, âdi, sefil bir yaşamınkarşılığı olarak kullanmaktadır.
Bununla Âhireti hesaba katmayan hayata zihniyeti eleştiri edilmiştir.
Bu kelimeyi genellikle Âhiret yaşamı eşliğinde mevzubahis etmektedir.
İki yaşam arasında mukayese yapmakta, Âhiret yaşantısının üstünlüğünü ve devamlılığını vurgulamaktadır.
Dünyanın ziynetini sebep kavramak gerekiyor?
Dünya yaşamı derken kasdedilen nedir?
Bu üstünde yaşanan dünya mı, yok ise ebedi yaşama nisbetle geçici (fani) olan olan kısacık insan ömrü mü?
Bir defa âyette bulunduğu gibi Kur’an dünya yaşantısının nesine karşıkişileri uyarıyor?
Bu dünya yaşamını ve onun ziynetini istememek, onlardan temamensurat çevirmek midir? Zühd yaşamını seçenek midir?
Kur’an’ın “ziynet” dediği şeyler temel olarak kötü, zararı dokunabilecek, terkedilmesi gerken nesneler midir?
Yerilen dünya yaşamı hangisidir?
Bu suallere yanıt aramaya çalışalım.
“Dünya” sözü, henüz yakın, henüz makul manasındaki ‘ednâ’ kipinin dişil (müennes) şeklidir.
Dünya sözcüğünün ‘denâet’ kökünden yaklaştığını söyleyenler demeydana gelmiştir.
Buna göre ‘dünya’; kolay, iğreti, adi, hakir, alçaklık anlamlarına gelir.
Konumuz olan “dünya hayatı” kavramı “âhiret hayatı”nın karşılığı olarak, ‘hayatü’d-dünya-yakın hayat’ manasındadır.
Kur’an, üstünde hayat sürdüğümüz yer küresini, başka bir deyişle jeolojik anlamdaki dünyayı anlatmak emeliyle ‘arz-yer’ kelimesini kullanmıştır.
“Dünya” sözcüğünün, yeryüzünde yaşanan yaşamın basitliğini, değersizliğini, geçiciliğini söyleyen dinî ve ahlâkî bir manasıbulunmaktadır.
Kur’an, ‘dünya hayatı’ tabirini, yer küresi ile ilgili değil, bireyi Allah’tan uzaklaştıran, Âhireti geri tasarıda bıraktıran, iğreti, âdi, sefil bir yaşamınkarşılığı olarak kullanmaktadır.
Bununla Âhireti hesaba katmayan hayata zihniyeti eleştiri edilmiştir.
Bu kelimeyi genellikle Âhiret yaşamı eşliğinde mevzubahis etmektedir.
İki yaşam arasında mukayese yapmakta, Âhiret yaşantısının üstünlüğünü ve devamlılığını vurgulamaktadır.
“Kim dünya yaşamını ve onun ziynetini isterse…”
Buradaki ziynet Türkçe meallerde; güzellik, çekici güzellik, şaşıtıcıgüzellik, süs, ihtişam, abiye beğeni, lüks, görkem, debdebe, şatafat,azamet olarak aktarılmış.
Bu da Yûnus 10/88 âyetinde geride bıraktığımız dünya yaşamı ve ziynet bağlantısına benziyor.
“Mûsâ, şu şekilde dedi: “Ey Rabbimiz! Harbiden sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya yaşamında nice ziynet ve mallar verdin.
Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi?...” Firavun’un mevcut ziynet maldan değişik bişi olsa lüzum.
Zira âyette mal/servet ayrı olarak mevzubahis ediliyor.
Yani, dünyayı elde etmek emeliyle yaptıklarının karşılığını (ecrini) alırlar.
Buna bağlı olarak dünya yaşamını isteyenlerin rızıkları genişletilir, kolaylaştırılır.
Buradaki ziynet Türkçe meallerde; güzellik, çekici güzellik, şaşıtıcıgüzellik, süs, ihtişam, abiye beğeni, lüks, görkem, debdebe, şatafat,azamet olarak aktarılmış.
Bu da Yûnus 10/88 âyetinde geride bıraktığımız dünya yaşamı ve ziynet bağlantısına benziyor.
“Mûsâ, şu şekilde dedi: “Ey Rabbimiz! Harbiden sen Firavun’a ve onun ileri gelenlerine, dünya yaşamında nice ziynet ve mallar verdin.
Ey Rabbimiz, yolundan saptırsınlar diye mi?...” Firavun’un mevcut ziynet maldan değişik bişi olsa lüzum.
Zira âyette mal/servet ayrı olarak mevzubahis ediliyor.
Yani, dünyayı elde etmek emeliyle yaptıklarının karşılığını (ecrini) alırlar.
Buna bağlı olarak dünya yaşamını isteyenlerin rızıkları genişletilir, kolaylaştırılır.
İnsanlardan kimileri yanlızca bu dünya yaşantısının ziynetini; çekici nimetlerini, cazip süslerini, oyalayıcı eğlencelerini ister.
“… İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Kendimize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler bulunmaktadır.
Bunların Âhirette bir nasibi yoktur.” (Bekara 2/200) Tabi istemekle kalmaz bunun için niyet eder, çalışır, gayret gösterir.
Sonunda istediğine de kavuşur.
Zira işin kanunu böyledir.
“Herkes çalıştığının karşılığını alır.”
Allah’a ve Âhiret gününe ibadet ederek hem bu yakın yaşam, hatta artıkileriki olan nihai yaşam için çalışanlar, Âhirette paylarını alırlar.
“Kim dünya nimetini isterse ondan kendine veririz; kim âhiret nimetini isterse ona da ondan veririz; ve şükredenleri ödüllendireceğiz.” (Âl-i İmrân 3/145)
“Onlardan bir bölümü da: Ey Rabbimiz! Kendimize dünyada da iyilik ver, Âhirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından koru! derler.
İşte onlara, kazançlarından dolayı mukabil bulunmaktadır.
Allah hesabı ivedi görür.” (Bekara 2/201-202)
Görüldüğü Kur’an, ne yanlızca dünya için, ne de yanlızca Âhirete çalışmayı değil, her ikisi için de balanslı bir biçimde çalışıp, ikisinin imarını, insanın hem menen hatta maddeten iyi olmasını arzu etmektedir.
(bak: Kasas 28/77)(Ateş, Süleymen.
Yüce Kur’an’ın Modern Tefsiri, 4/300)
Bu değersiz dünya yaşantısının lezzetlerine, saltanatına, zevklerine, süsüne, zenginliğine, refahına, oyalamalarına kavuşmak istiyorsa önünde bir mani yoktur.
Allah onun önünü açar, verilen yetenekleri geri almaz, onu kendine itaate zorlamaz.
Ama Âhireti hesaba katmadığı için dünya için çalışması orada işe yaramaz.
“… İnsanlardan, “Ey Rabbimiz! Kendimize (vereceğini) bu dünyada ver” diyenler bulunmaktadır.
Bunların Âhirette bir nasibi yoktur.” (Bekara 2/200) Tabi istemekle kalmaz bunun için niyet eder, çalışır, gayret gösterir.
Sonunda istediğine de kavuşur.
Zira işin kanunu böyledir.
“Herkes çalıştığının karşılığını alır.”
Allah’a ve Âhiret gününe ibadet ederek hem bu yakın yaşam, hatta artıkileriki olan nihai yaşam için çalışanlar, Âhirette paylarını alırlar.
“Kim dünya nimetini isterse ondan kendine veririz; kim âhiret nimetini isterse ona da ondan veririz; ve şükredenleri ödüllendireceğiz.” (Âl-i İmrân 3/145)
“Onlardan bir bölümü da: Ey Rabbimiz! Kendimize dünyada da iyilik ver, Âhirette de iyilik ver.
Bizi cehennem azabından koru! derler.
İşte onlara, kazançlarından dolayı mukabil bulunmaktadır.
Allah hesabı ivedi görür.” (Bekara 2/201-202)
Görüldüğü Kur’an, ne yanlızca dünya için, ne de yanlızca Âhirete çalışmayı değil, her ikisi için de balanslı bir biçimde çalışıp, ikisinin imarını, insanın hem menen hatta maddeten iyi olmasını arzu etmektedir.
(bak: Kasas 28/77)(Ateş, Süleymen.
Yüce Kur’an’ın Modern Tefsiri, 4/300)
Bu değersiz dünya yaşantısının lezzetlerine, saltanatına, zevklerine, süsüne, zenginliğine, refahına, oyalamalarına kavuşmak istiyorsa önünde bir mani yoktur.
Allah onun önünü açar, verilen yetenekleri geri almaz, onu kendine itaate zorlamaz.
Ama Âhireti hesaba katmadığı için dünya için çalışması orada işe yaramaz.
“Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar derhal veririz.
Sonra da cehennemi ona mekân yaparız.
O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.” (İsrâ 17/18)
“Kim âhiret ekinin (kazancını ya da sevabını) isterse, onun ekinini artırırız.
Kim de dünya ekinin (kazancını ya da sevabını) isterse, ona da istediğinden veririz, ama onun Âhirette hiçbir hissesi yoktur.” (Şûrâ 42/20)
Âyette Âhiret kazancı, iyi niyet ve davranışlar karşılığında alınan sevaplar olarak belirtilmiştir.
Allah, sevabı/kazancı ekine benzetmiştir.
Çünkü sevap, sâlih amelle kazanılan bir faydadır.
Bu yüzden «Dünya, Âhiretin tarlasıdır» denilmiştir.
Kazancın arttırılmasına gelince bu, sevabın bire karşı ona, yedi yüze vehenüz fazlasına çıkarılması ve bu yükselişin dünya işlerine de yansıması demektir.” (TDV Meali âyet izahı, s: 484)
Bugün biz çevremize baktığımızda hep dünya için gayret gösteren ve bu çalışmaların karşılığını alan birçok şahıslar, toplumlar görürüz.
Bunların dünyaları alımlıdır, çekicidir, varlıklıdır, kalkınmış görüntüsübulunmaktadır.
Bu gördüklerimize şaşırıp "Bunlar niye böyle!" diye sormamalıyız.
Çünkü bu gördüklerimiz; “Sadece dünya yaşamını ve bu yaşamın çekici güzelliklerini isteyenlere, çalışmalarının karşılığını orada tam anlamıylaveririz, onlar orada hiçbir mükafat kısıntısına uğratılmazlar" şeklindeki âyette ifadesini bulan dünyaya ait ilâhi yasanın gereğidir.
(Kutub, Seyyid.
fi-Zılâli’l-Kuran, 4/1862)
“İşte onlar, kendileri için Âhirette ateşten farklı bişi olmayan kimselerdir.”
Ama Âhirette vaziyet değişik olacaktır.
Âhiretteki mukabil Allah’ın hükmüyle verilecek.
Orada herkes hak ettiğini alacak.
Zira “Rabbin hiç kimseye hiçbir zaman haksızlık etmez.” (Kehf 18/49)
“İşte onlara Âhirette ateştan farklı bişi yoktur.”
Çünkü orası için hiçbir hazırlık yapmamış, hiçbir şey biriktirmemiş, hem de orayı hiç hesaba katmamıştır.
Dünya için yaptığı tüm çalışmaların karşılığını dünyada alır.
Sonra da cehennemi ona mekân yaparız.
O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.” (İsrâ 17/18)
“Kim âhiret ekinin (kazancını ya da sevabını) isterse, onun ekinini artırırız.
Kim de dünya ekinin (kazancını ya da sevabını) isterse, ona da istediğinden veririz, ama onun Âhirette hiçbir hissesi yoktur.” (Şûrâ 42/20)
Âyette Âhiret kazancı, iyi niyet ve davranışlar karşılığında alınan sevaplar olarak belirtilmiştir.
Allah, sevabı/kazancı ekine benzetmiştir.
Çünkü sevap, sâlih amelle kazanılan bir faydadır.
Bu yüzden «Dünya, Âhiretin tarlasıdır» denilmiştir.
Kazancın arttırılmasına gelince bu, sevabın bire karşı ona, yedi yüze vehenüz fazlasına çıkarılması ve bu yükselişin dünya işlerine de yansıması demektir.” (TDV Meali âyet izahı, s: 484)
Bugün biz çevremize baktığımızda hep dünya için gayret gösteren ve bu çalışmaların karşılığını alan birçok şahıslar, toplumlar görürüz.
Bunların dünyaları alımlıdır, çekicidir, varlıklıdır, kalkınmış görüntüsübulunmaktadır.
Bu gördüklerimize şaşırıp "Bunlar niye böyle!" diye sormamalıyız.
Çünkü bu gördüklerimiz; “Sadece dünya yaşamını ve bu yaşamın çekici güzelliklerini isteyenlere, çalışmalarının karşılığını orada tam anlamıylaveririz, onlar orada hiçbir mükafat kısıntısına uğratılmazlar" şeklindeki âyette ifadesini bulan dünyaya ait ilâhi yasanın gereğidir.
(Kutub, Seyyid.
fi-Zılâli’l-Kuran, 4/1862)
“İşte onlar, kendileri için Âhirette ateşten farklı bişi olmayan kimselerdir.”
Ama Âhirette vaziyet değişik olacaktır.
Âhiretteki mukabil Allah’ın hükmüyle verilecek.
Orada herkes hak ettiğini alacak.
Zira “Rabbin hiç kimseye hiçbir zaman haksızlık etmez.” (Kehf 18/49)
“İşte onlara Âhirette ateştan farklı bişi yoktur.”
Çünkü orası için hiçbir hazırlık yapmamış, hiçbir şey biriktirmemiş, hem de orayı hiç hesaba katmamıştır.
Dünya için yaptığı tüm çalışmaların karşılığını dünyada alır.
Öyleyse ne dünyalıklara sahip olmak hatalı, ne de onları kullanmak.
Yanlış olan onlara bağlanıp insaniyet vazifesini ve ölümü, başka bir deyişle Âhiret yaşamını unutmaktır.
Yanlış olan emanet olarak verilen malı kendisi üstüne tapulu görmek, o malı onu kendine Verenin işaret ettiği kullanmamaktır.
Yanlış olan konuk olunan haneye sahip olmaya kalkışmaktır.
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi tüm kaygıları, tasarıları, çalışmaları, hassasiyetleri, sevgi ve bağlılıkları; mal, servet, dünyalık çıkarlara ayarlamaktır.
Allah’ı sever gibi dünya menfeatlerini sevmektir.
Yerilen “dünya hayatı”; mal, servet, makam ve mevki tutkusu, şehvetleretutsak olma, lüks ve israf anlayışı, malla şımarma ve dünyalıklara köle olma akılsızlığıdır, kişiyi Allah’tan uzaklaştıran hayata anlayışıdır.
Ona ilişkin şeyleri tanrı durumuna getirme, mal peşine koşmaktan farklıbir amaç tanımama, geçimlikleri mukaddes duruma getirmedir.
Çünkü insanın yaratılış emeli da bu değildir.
Yanlış olan onlara bağlanıp insaniyet vazifesini ve ölümü, başka bir deyişle Âhiret yaşamını unutmaktır.
Yanlış olan emanet olarak verilen malı kendisi üstüne tapulu görmek, o malı onu kendine Verenin işaret ettiği kullanmamaktır.
Yanlış olan konuk olunan haneye sahip olmaya kalkışmaktır.
Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi tüm kaygıları, tasarıları, çalışmaları, hassasiyetleri, sevgi ve bağlılıkları; mal, servet, dünyalık çıkarlara ayarlamaktır.
Allah’ı sever gibi dünya menfeatlerini sevmektir.
Yerilen “dünya hayatı”; mal, servet, makam ve mevki tutkusu, şehvetleretutsak olma, lüks ve israf anlayışı, malla şımarma ve dünyalıklara köle olma akılsızlığıdır, kişiyi Allah’tan uzaklaştıran hayata anlayışıdır.
Ona ilişkin şeyleri tanrı durumuna getirme, mal peşine koşmaktan farklıbir amaç tanımama, geçimlikleri mukaddes duruma getirmedir.
Çünkü insanın yaratılış emeli da bu değildir.

Yorum Gönder